bismilah22.gif picture by Rahmetli

Make your own slideshowView all photos



Rahmet Fm'e hoşgeldiniz

5/9/2009 - islamidusunce.net/radyo

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/5/2008 - Kutsanan Bel'amlar

Kutsanan Bel'amlar

       Kur'an-ı Kerim'de defalarca belirtildiği gibi tüm Müslümanların şeytandan ve şeytanın dostlarından sakınmaları gerekmektedir. Çünkü şeytani misyon, hem şeytan tarafından ve hem de şeytanın dostları tarafından icra edilen bir misyondur. Şeytandan sakındığımız gibi, şeytanın dostlarından da sakınmamız, bunların şeytani vesveselerine inanıp, şeytani misyonlarına aldanmamamız gerekir.
       Günümüz coğrafyasında ise, şeytan ve şeytanın dostlarından sakındığımız gibi, ne tuhaftır ki "Ben müslümanım" diyen insanlardan da sakınmamız gerekmektedir!. Çünkü halkında Müslüman olan bir çok ülkede şeytanın misyonunu,
       "Ben müslümanım" diyen gafiller,
       "Ben müslümanım" diyen cahiller,
       "Ben müslümanım" diyen hainler yürütmektedir!.
       Binlerce yıldır yeryüzünü fesata boğmak için çalışan şeytan aleyhillane, ciddi bir işsizlik kriziyle karşı karşıyadır sanki!. Çünkü şeytanlık adına yapılması gerekenler, artık bu gafiller, bu cahiller ve hainler tarafından Müslümanlık adına yapılmaya başlanmıştır!.
       "Ben Müslüman'ım" demelerine rağmen, İslam ve tevhid gerçeğinden bihaber olan gafillere, kızmaktan ziyade acıdığımı hissediyorum. Ancak "Ben Müslümanım" demelerine ve bir çok İslami gerçeği bilmelerine rağmen, bildikleri hakkı gizleyenler ve insanları batıla davet edenler yok mu, işte bunlar çıldırtıyor beni!.
       Bu yaşına kadar şeytanı hiç görmeyen ve hiç de görmek istemeyen ben, hakkı gizleyen bu bel'amları görünce, sanki şeytanı görmüş gibi irkildiğimi hissediyorum!.
       Tabi ki benim bakışımdır bu!.
       İslam'dan ve tevhidden bihaber olan gafiller ise bu bel'amları el üstünde tutmakta ve bilebildikleri en yüce değerlerle kutsamaktadırlar.
       Çok aziz, çok mübarek gördükleri bu bel'amlar, başlı başına bir değerdir onlar için!. Çünkü insanların istedikleri her fetvayı verebilmekte, insanların istedikleri her şeyi mübah kılabilmektedir bu bel'amlar!.
       Her şeyin değiştiği günümüz dünyasında, haramlar ve helaller de değişmiştir artık!. Çünkü şeklen değişen her şey, hükmen de değişebilmekte ve şeklen değişen haramlar, hükmen mübah olabilmektedir!.
       Haramların büyük çoğunluğu, on dört asır öncesinde kalmıştır artık!. On dört asır önceki Müslümanlara haram olan faiz, dünyanın değişmesi ve enflasyonun yükselmesi nedeniyle artık mübah olabilmektedir!.
       Cennete inanmayan ateistler hariç olmak üzere bütün insanlara cennet vadeden bu bel'amlar, heva kaynaklı fetvalarıyla dünya yaşantısını kolaylaştırmakta, dünyayı yaşanılır bir hale getirmektedirler!.
       Netice olarak, tağuti sistemlerde rahat ve huzurlu bir yaşam sürmenin biricik şartı olan bu bel'amlar, rahat ve huzur dolu bir yaşamla cennete gidivermek isteyen tüm gafillerin mübarek hocaları, kutsal önderleri konumuna gelmektedir!.
       Oysa bunlar, insanları Allah'ın adıyla aldatan bu satılmışlar, aldatıcıların en tehlikeli olanlarıdır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de bu aldatıcılar zikredilmekte ve tüm insanlar, bu aldatıcılara karşı defalarca uyarılmaktadır.

       "Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba çocuğu için karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilici değildir. Hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın." (Lokman 33)

       "Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyle ise dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını ve affını kullanarak) aldatmasın." (Fatır 5)

       Peki, bu ilahi uyarılar, bu ilahi ikazlar dikkate alınıyor mu? Tabi ki hayır!.
       Kur'an-ı Kerim'i okuyabilme yetkisini başlarındaki bel'amlara veren gafiller, bu ayeti kerimeleri bilmiyorlar ki dikkate alsınlar!.
       Bu ayeti kerimeler bizden, biz Müslümanlar tarafından gündeme getirildiği zaman ise sanki ilahilik vasfını yitirmekte ve bizim görüşlerimiz gibi karşılanmaktadır!.
       Allah bilir, bu ayeti kerimelerde zikredilen aldatıcılar olarak belki de bizleri görüyorlar ve bizleri "Allah'ın ayetleriyle insanları aldatan aldatıcılar!." Olarak tanımlıyorlar!.
       Nitekim bazı çevrelerce, Kur'an-ı Kerim'i esas alarak bu mübarekleri (!) tenkit eden, hakka ve hakikate davet eden bizler, bu mübareklerin (!) kadr-i kıymetini bilmeyen fitneciler ve akıllarını Kur'an-ı Kerim'le bozmuş mecnunlar olarak tanımlanıyoruz!.
       Sanki bunların hocalarını, bunların imamlarını değil de, her türlü eksiklikten münezzeh gördükleri Rabblerini tenkid ediyoruz!. Bu mübarek (!) hocaları tenkid etmek bizlerin ne haddineymiş!. Ki bu mübarekler, her gece rüyalarında Resulullah (s.a.v) ile birlikte oluyorlarmış!.
       Fesuphanallah!.
       Uyudukları zaman kiminle birlikte olduklarını bilmiyoruz!. Bildiğimiz ve gördüğümüz gerçek, uyandıkları zaman çağdaş müstekbirlerle beraber oldukları, bu müstekbirler karşısında kuyruk salladıkları ve bu müstekbirleri hoşnut etmek için Allah'ın hükümlerini göz ardı ettikleridir.
       Ve bunları, bütün bunları gördükten sonra, bu bel'amların rüyalarına ve riyalarına itibar etmemiz mümkün müdür?
       Allah'ı ve Allah'ın hükümlerini göz ardı ederek, çağdaş müstekbirleri, Yahudi ve Hıristiyan lobilerini hoşnut etmeye çalışanları Müslüman görmemiz ve doğru yolda kabul etmemiz olacak şey midir? Oysa konuyla ilgili ayet-i kerime gayet açıktır.

       "Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olmazlar. De ki: "Kuşkusuz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) dosdoğru yoldur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır." (Bakara 120)

       Peki bu ayet-i kerimeleri, batıl küfri sistemlerle entegre olmaya çalışan, çağdaş müstekbirleri hoşnut etmeye uğraşan kimseler bilmiyorlar mı? Onların okudukları Kur'an-ı Kerim'lerde bu ve buna benzer ayet-i kerimeler yok mu?
       Hakkı bilmeden hakka (!) davet etmenin cahillik, hakkı gizleyerek batıla davet etmenin hainlik olduğunu bilmiyorlar mı?
       Hem bunu niye yapıyorlar ki?

       Ey kitap ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve siz de bildiğiniz halde (neden) hakkı gizliyorsunuz? (Al-i İmran )

       Kur'an-ı Kerim'de zikredilen bu soruyu, Rabbimiz neden soruyor?
       Şanı yüce Rabbimiz, kendilerini ilahi kitab'a nisbet etmelerine ve tüm ayet-i kerimelere iman ettiklerini söylemelerine rağmen, bu yüce kitab'a bazı ayetleri gizleyen veya göz ardı eden kimselerin, bu ayetleri, bu gerçekleri neden gizlediklerini bilmiyor mu? Biliyor, elbette ki biliyor. Ancak kendileri de bilsin istiyor. Hiçbir temiz vicdanın, hiçbir temiz aklın kabul etmeyeceği bu saçma cevaba, kendi nefisleri de şahit olsun istiyor.
       Evet, soruyu yineleyelim.,
       Neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde neden hakkı gizliyorsunuz?
       Allah'ın ayetlerini gizlemenizin nedeni, bu ayetlerin sahibi olan Allah'ı, siyasi güçlerin düşmanlığından korumak için mi?
       Hakkı, batıl ile örtmenizin nedeni, hakkın sahibi olan Allah2ı batılın sahibi olan zalimlere hoş göstermek için mi?
       Siz ne yapıyorsunuz Allah aşkına!. Kendinizin demokratlığı yetmiyormuş gibi, hükmünde eş ve ortak tanımayan Allah (c.c)'ın da demokrat olmasını istiyorsunuz?
       Kendinizi bir arabulucu olarak mı görüyorsunuz?
       Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah (c.c)'ın kudret eliyle, yerlerin Rabbi kabul ettiğiniz zalim yöneticilerin ellerini bir araya getirip, aralarını bulmaya ve uzlaştırmaya mı çalışıyorsunuz?
       Hakkı batıl ile örtme ve bildiğiniz halde hakkı gizleme nedenleriniz bunlar mı?
       Evet, hakkı gizleme ve hakkı batılla örtme nedeniniz bunlar ise hepinizin kulağına usulca eğiliyor ve tüm gücümüzle şöyle haykırıyoruz,)
       Lanet olsun size, lanet olsun sizin gibi Müslümanlık iddiasında bulunanlara!.
       Şaşırdınız değil mi?, demokratik bir hoşgörüden uzak olan bu tavrımız, ne demokratlıkla ve ne de Müslümanlıkla bağdaştırmadınız değil mi? Çünkü sizin itikadınıza göre Müslümanlar beddua etmez, Müslümanlar lanet okumaz!. Müslümanlar sadece hayır duada bulunurlar. Yediden yetmişe, kafirden facire, herkese dua ederler!
       Allah'ın rahmetini, Allah'ın mağfiretini, dil, din, ırk farkı gözetmeksiniz, herkese dua ederler!.
       Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c)'dan zalimlere sıhhat ve afiyet, mazlumlara sabır ve selamet dilerler!.
       Ve şanı yüce Rabbimiz de, kendisinden daha merhametli, daha hoşgörülü olan bu şaşkınların dualarını kabul eder öyle mi?
       Tartışmaya hiç gerek görmüyor ve söz konusu lanetimizi yüzlerce kez, binlerce kez tekrar ediyoruz!.
       Ve sonra soruyoruz, kutsadıkları bel'amlığa ve tüm bel'amlara bu şekilde lanet okumamıza kızanlar, acaba aşağıdaki zikredilen lanet edicilere de kızacaklar mı?

       "Apaçık belgelerle indirdiklerimizi ve insanlar için Kitap'ta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de lanet ediciler lanet eder."  (Bakara 159)
       


Mehmed ALAGAŞ - Yoldaki Musibetler

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2008 - rüveyda

RÜVEYDA

fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana
koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına

adını söylemek istemiyorum
her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
adını söylemek istemiyorum
Rüveyda dediğim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çığlığımın atardamarlarından

hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime Rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru

uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
oysa Rüveyda
baştan başa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim

kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasıl utandığımı
bir doğrulsam eğrildiğim yerden
ağarır tanyeri nilüferlerin
alaca bir at koşar içimde
ezer toynaklarıyla anılarımı

sular köpürmemeliydi Rüveyda
kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
ben zehire alışkınım, şerbete değil
rüyalar nefret eder avare duruşumdan
kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş
yargılamak için zeval kayıtlarını
inkilap bekliyorum

hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
uzanır da gönlüme Rüveyda
derinden bir ok saplanır bağrıma
beynimi çağıran bir sese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru

varlığın cinayettir memleketimde işlenen
akıtır kanını asil pehlivanların
yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın

artık eskisi gibi bakamıyorsun
göklerinde bir belkıs otururdu Rüveyda
binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
güneş bir ane gibi dururdu başucunda
artık dokunamıyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüş saçlarında dolunay

Nurullah GENÇ

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/3/2008 - kuran çarpar mı?

KURAN ÇARPAR MI?

Halkımızın dilinde dolanır durur bu söz. Konuşulan sözü güçlendirme adına, karşısında ki insanı söylediklerinin doğruluğuna inandırma adına. “Kur’an çarpsın ki....”

Evet Kur’an çarpar insanı...

Hele yürekten okuyun bir... Anlamaya başlayın Rabbimizin sözlerini.. Ve istediklerini Rabbimizin bizden... Bakın nasıl çarpıyor... Şok geçirtiyor...

Bendeniz İmam Hatip menşeli birisiyim. Ve ne yazık ki okuduğum Kur’an beni yirmili yaşlarda çarptı anca... Niye mi, Kur’an benim için ölü kitabıydı da ondan. Kur’an ile özdeşleştirdiğim, kıraatı güzel hafızlarımız ise onunla ahlaklanan insanlar değildi. Varsa yoksa hatim ve cukka. Ne yazık ki... Allah’tan sesimin güzel olmayışı o kervana katılmamam için bir nimet oldu benim için. Ve ilk şokumu daha lise yıllarından beridir Kur’an’ı anlamaya çalışın diyen hocamı ilk anlamaya başladığım zaman yaşadım. Ve ilk anladığım yıllar ise fakülte yıllarım oldu. Kur’an’ın çarptığı insanları tanımalıydım öncelikle. Ben kendimi işte o dönemler müslüman olarak görmeye başladım... Niye mi? Kur’an insanı belki kıraatinde ki o enfes ahengiyle habire çarpar durur, hele hele bin kusur yıl önce bunu haber vermiş kitabımız derken de çarpar. İşte mucize, Firavun’un cesedi, işte mucize rakım yükseldikçe nefes alamıyoruz kitabta yazıyor vs.

Ama bence asıl çarpan tevhiddir. Kitabın özüdür çünkü Tevhid. Bütün içinde yakaladınız mı tevhidi, Fatiha devleşiverir gözünüzde...

İhlas...

Kafirun...

Kullara kulluk zilletinden, o ağır yükten kurtuluvermenin tadını yaşamak var ya... İnşirahtır her mü’min için. Varlığını ispat etmeye çalışmanıza gerek kalmayıverir o yüceler yücesinin. Bilirsiniz ki o gören gözlerin hep gözü önündedir.

Ve Kur’an’ın çarptığı adamlar vardır, onlardan biridir Seyyid Kutup nice Kur’an’ın çarptığı dava erlerinden biri. Yumruğu yumruk yiyenden daha iyi kim tarif edebilir. Yaşayan bilir demezler mi. İşte öyle biri. En aziz candır insan için, ve canı pahasına hakkı haykırmak, ve asla vazgeçmemek davadan. Bu uğurda canını vermek, ancak çarpılmayla olur.. Rabbim kitabıyla çarpsın her birimizi....

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/3/2008 - cenazeme gelir misin?

CENAZEME GELİR MİSİN?

Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Birden geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı kaldı. Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne. Başını yasladığın uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup. Oyala(n)dığın ağaç gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi. Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu. Konforunu bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana giren, kalbini kanatmadan usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi.
“Daha dün konuşmuştuk ama...” diyorsun. “Ama nasıl olur!”lar çekip çekiştiriyor iki yakanı. “Hiç beklenmedik bir ölüm!” “Vakitsiz” “Erken!” “Sürpriz!”

İşine ara vereceksin bugün... Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına. Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın korkulara sobelettim seni. Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım. “Ölüm bize de yaklaşırmış/yakışırmış” dedin. “Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız artık.” “Rahmetli...” sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi atıvereceksin.

İki yakasında da eksiğim İstanbul’un. Vapurların hiçbiri beklemiyor beni iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların.

Hayret! Ben öldüm bu defa... Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen. Gitsen de bir gitmesen de bir, bir cenaze olacak cami avlularından birinde...

Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp... Davetlilerin yüzüne bakamam sonra. Dediği gibi şairin, bir musallâlık saltanatım bu benim. Başroldeyim.

Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa. Üzerine toprak atılan adamı... Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı... Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı... Ayakkabısı kendisini beklerken bağları çözülecek adamı.... Elbiseleri evden çıkarılacak adamı... Ben oynayacağım.

Yatağı soğuk kalacak adamı... Akşam eve dönmeyecek adamı... Kapıyı çalması beklenmeyecek adamı... Sofrada yeri olmayacak adamı... Adı telefon rehberinden silinecek adamı... Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi önemsizleşecek adamı.... Ben oynayacağım. Sevinçlerin ortasına en fazla bir hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı... Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı... “Adı neydi... Hani..!” diye yokluğu kanıksanacak adamı... Soluk bir resimde mahzun bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı... Ben oynuyorum bugün... Sahnedeyim.

Beklerim.

En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı.

İşte davetiyen:

Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan, kalbinin her atışında ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü uçurum bilen, güzelliğini aynaların kırıklarında arayan, toprağa girmeye üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız, kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da unutacağımız

senai demirci

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Rahmet esintisi...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

erva
igra
subat75
mnelam
metinol
rahmetli645
bennur76
meteliksiz
tillsim
hakkdostu
sevgiyleyolculuk
huzuryolu1
leyl67
mehmet orhan durdu
rufeydem
usta28
guliahsen
mukaddime
ebvaa
salat20
ebuhureyyre
vuslatameftun

Radyo

Image Hosted by ImageShack.us